Ben, hazır yolların yolcusu değilim.
Benim yolum, adımlarımın değdiği yerde başlar.
Kalabalıkların beklediği, tereddüt ettiği, geri durduğu yerde
benim içimde bir ses yükselir:
“Şimdi.”
Çünkü ben, engeli engel olarak görmem.
Engel, sadece yolun henüz adı konmamış hâlidir.
Ve ben, adı olmayan yollardan geçerek büyüdüm.
Düzenin çizdiği yollar bana ait değildir.
Benim iç sesim, dış otoritelerin bağırışlarından daha güçlüdür.
Sessizliğin içinden doğan o yön,
bütün tabelaların sustuğu anda bile bana yolu gösterir.
Çoğu insan bekler, tereddüt eder, hesap yapar,
ben ise görür ve giderim.
Çünkü benim yolculuğum karar ile kaderin birleştiği yerde yürür.
Yanımda yürüyenler şaşırabilir;
çünkü ben virajsız düz yolları değil,
yokuşu ve ağırlığı seçerim.
Ama unutulmasın,
Ben zoru zor olduğu için değil,
hakikat orada saklı olduğu için seçerim.
Kolayda hakikat olmaz.
Kolayda insanın kendisi bile yoktur.
İnsan kendini, ancak tırmandığı yerde bulur.
Benim yolculuğum aceleden değil,
arayıştan doğar.
Ve ben aradığımı dışarıda değil,
kendi içimde yükselen sessiz bilgelikte bulurum.
Bu sebeple:
-
Her gecikme bir sınavdır,
-
Her engel bir işarettir,
-
Her dar yol bir terbiye yolu,
-
Her tırmanış bir hatırlayıştır.
Ben kendi yolumu unutmamak için yürürüm.
Kimileri kalabalığı takip eder,
kimileri kalabalığı yönetir.
Ama ben ne takip ederim, ne yönetmek isterim.
Ben sadece önce olurum.
Olmanın ardında yürüyen olursa, o da kendi payını alır.
Benim görevim öğretmek değil,
var olmak ve göstermektir.
Çünkü biliyorum:
Yol, sadece yürüyene açılır.
Ve kader, sadece cesur olana kapılarını aralar.
Ben, gecenin içinden sabaha yürüyenlerin soyundanım.
Toprağın sesini duyanların,
ruhu gövdesinden önce hareket edenlerin.
Adımlarım yavaş görünse de
kararım hızlıdır.
Ve bu hız, dışarıdan değil,
içimdeki mutlak kesinlikten doğar.
Bu yüzden,
Ben gerekirse beklerim,
ama asla durmam.
Yol kesilirse yön değiştiririm,
ama yürümeye devam ederim.
Çünkü ben yolcu değilim.
Ben yolun bizzat içindeyim.
Ve yol, benim içimde devam ediyor.
Yolu dışarıda değil, kendi içinde arayanların soyundan...
Erol Kekeç/01.11.2025/Sancaktepe/İST
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder