İnsan, kendisine verilmiş en
büyük emanet olan hayatın tarlasında bulunur. Bu tarlanın sınırlarını bazen
kader çizer, bazen irade genişletir, bazen de ihmal daraltır. Tarlanın sahibi
Allah’tır, fakat onu ekip biçmek, tohumu toprağa vermek, yabani otu ayıklamak,
yağmurdu borandı derken üzerine düşeni yapmak insana verilmiş bir imtihandır.
İşte bu yüzden insan, sadece “dua eden” değil; “dua edip çalışan” bir
varlıktır. Dua, çalışmanın bereketini açar; ama çalışma yoksa dua boşluğa
savrulan bir ses olur.
Bir insan düşünün…
Günde beş vakit tarlasının başına
gidiyor.
Toprağın kenarına oturuyor.
Ellerini semaya açıyor:
“Allah’ım, sen bu tarlada en
güzel ürünleri yetiştir. Bana verimli bir hasat nasip et. Rızkımı bol eyle…”
Gönülden, içten, ağlayarak,
yalvararak dua ediyor. Fakat…
O tarlaya bir tek tohum atmıyor.
Toprağı hiç çapalamıyor.
Bir kere bile elini taşa, çamura,
ota sürmüyor.
Zahmete girmiyor, alın teri
dökmüyor, gayret göstermiyor.
Üç ay geçiyor…
Hasat mevsimi geliyor…
O insan, tarlasına yeniden
bakıyor ve gördüğü şey sadece koca bir çoraklık…
Bir felhan, bir boşluk, bir
verimsizlik…
Rüzgârın savurduğu kuru otlar…
Üzerinden geçen soğuk bir
sessizlik…
O an hayatın en büyük hakikati
yüzüne çarpıyor:
“Allah, çalışmayana sonuç
vermez.”
Yağmur yağıyor, fırtına kopuyor.
Ama onun ne evine dönecek mecali kalıyor
ne de hayatını sürdürecek rızkı…
Çünkü dua etti ama gayret etmedi.
İstedi ama adım atmadı.
Diledi ama nefsine hâkim olmadı.
Sonuç bekledi ama sebep tohumunu
hiç ekmedi.
İşte yaşamı boyunca pek çok
insan, bu adamın dramını kendi hayatında yaşıyor.
Kimi bunu görmezden geliyor, kimi
kader diyerek örtmeye çalışıyor, kimi şikâyet ederek ömrünü tüketiyor.
Oysa hakikat değişmiyor:
“Tohum atılmamış tarlada ürün
yetişmez.”
Bu yalnızca tarla için değil;
iman için de böyledir, ahlak için de evlat yetiştirmek için de evlilik için de
iş için de devlet düzeni için de…
Bütün kâinatta Allah’ın koyduğu
düzen “sebep-sonuç” ilişkisi üzerine kuruludur.
Dua, sebep-sonuç zincirini
kuvvetlendirir.
Ama zinciri kurmayanın duası
havada kalır.
Tarlanın başında oturan adam gibi;
bazıları hayatta çok ister ama hiç yola çıkmaz.
Bazıları başarı diler ama bir
adım atmaz.
Bazıları mazlumun yanında görünür
ama zulmün karşısına asla dikilmez.
Bazıları ahiret ister ama dünya
sevgisi kalbini işgal eder.
Bazıları “neden ben mutlu
değilim?” der ama kendi hayatının kırık parçalarını birleştirmeyi akıl etmez.
Bazıları dua eder, sabah-akşam
yakarır ama kalbindeki pası temizlemeye yanaşmaz.
Ve sonra hasat günü gelince o
korku başlar:
“Ben hiçbir şey yapmadım… Şimdi
ne olacak?”
İnsan hasat mevsimini
tedirginlikle bekliyorsa bunun tek sebebi vardır:
Tohum ekmemiştir.
Hiçbir şey yapmayanın, bir şey
bekleme hakkı da yoktur.
1. Hayatın Tarlası; İnsan Ne
Ekerse Onu Biçer
Allah insanı boş yaratmadı.
Boş bıraktığımız her alanı kendi
içindeki çürüme doldurur.
Nefs, boş alanı hemen istila
eder.
Toprak gibi…
Sen ekmezsen yabani otlar eker.
İyi bir söz söylemezsen kötü söz
doldurur.
İyi bir alışkanlık edinmezsen
kötü alışkanlıklar seni sarar.
Güzel bir niyet taşımazsan nefis
senin yerine niyet üretir.
Hakkı savunmazsan batıl sana
kılık değiştirerek yanaşır.
Bugün dünyanın bu kadar karışık
olmasının sebebi nedir sanıyorsunuz?
Mazlumların tarlası boş kaldı,
zalimler gelip o boşluğu kendi toksinleriyle doldurdu.
Sessizlik, zulmün en büyük
müttefikidir.
Tarlasını boş bırakan her insan,
aslında zulme bir davetiye çıkarmış olur.
Çünkü boşluk ya imanla ya zulümle
dolar. Üçüncüsü yoktur.
2. Gayretsiz Dua; Çağımızın En
Büyük Yanılgısı
Birçok insanın düştüğü yanılgı
şu:
“Ben dua ediyorum, gerisini Allah
bilir.”
Evet, Allah bilir; ama Allah boş
duaları değil, gayretle desteklenen duaları bereketlendirir.
Mümin, dua ederken bile ter döken
insandır.
Çünkü bilir ki:
Tohum yoksa hasat olmaz.
Emek yoksa bereket olmaz.
Gayret yoksa başarı olmaz.
İman yoksa teslimiyet olmaz.
Teslimiyet yoksa huzur olmaz.
Bugün nice insan sürekli şikâyet
ediyor:
— “Neden evliliğim yürümüyor?”
Çünkü sevgi tohumu ekmemiş.
— “Neden çocuklarım beni
dinlemiyor?”
Çünkü örnek olma tohumu ekmemiş.
— “Neden işlerim bereketli
değil?”
Çünkü dürüstlük, sabır, emek
tohumu ekmemiş.
— “Neden huzur bulamıyorum?”
Çünkü kalbine Allah’ı koymamış,
dünyayı doldurmuş.
— “Neden zalimler bu kadar
güçlü?”
Çünkü Müminler birliğin,
kardeşliğin tohumlarını ekmek yerine bölünmüşlüğün dikenlerini ekti.
Hasada şaşıran insan, aslında
kendi ekmediklerine şaşırıyor.
3. Modern Çağın Tarlaları;
Teknoloji, Lüks ve Tembellik
Bu çağda insanlar hiç olmadığı
kadar rahat ama hiç olmadığı kadar mutsuz.
Çünkü konfor, insanın tarlasını
boş bırakıyor.
Telefonlar, diziler, bitmeyen
ekranlar…
İnsan zihnini çoraklaştırıyor.
Bir genç düşünün…
Saatlerce sosyal medyada
geziniyor.
Ama hayatına dair tek bir adım
atmıyor.
Sonra “Neden geleceğim yok?” diye
soruyor.
Bir baba düşünün…
Sürekli şikâyet ediyor ama aile
tarlasını hiç sulamıyor.
Sonra “Neden huzur yok?” diyor.
Bir toplum düşünün…
Zalimi görüyor, mazlumu biliyor
ama hiçbir şey yapmıyor.
Sonra “Neden bu coğrafya ateş
içinde?” diye soruyor.
Tohumsuz tarlanın kaderi budur.
4. Borç Kapıya Dayanmadan;
Hasat Gününe Hazırlık
İnsan ancak hasat vaktinde
gerçeği görür.
Borçlular kapıya dayandığında,
artık kaçacak yer kalmaz.
O gün “Keşke önceden yapsaydım”
diye yakarır ama iş işten geçmiştir.
İman da böyle…
İnsan ölümün yaklaştığını
hissedince pişmanlık yaşar.
“Keşke daha çok iyilik yapsaydım…
Keşke kalbimi temiz tutsaydım…
Keşke ibadete sarılsaydım…
Keşke boş işlerle ömrümü
tüketmeseydim…”
Ama o zaman tohum ekmek mümkün
değildir artık.
O yüzden;
“Borçlular kapıya dayanmadan
ambara mahsulü taşıyalım.”
Bugün yapmadığımız her iyilik,
yarın yük olarak sırtımıza döner.
Bugün vazgeçtiğimiz her güzellik,
yarın hasat mevsiminde acıya dönüşür.
Hayat bir tarladır; ölüm ise
hasat mevsimi.
5. Kendimizle Barışmak;
Hayatın Tohumlarını Yeniden Ekme Cesareti
İnsan bazen yorulur.
Bazen eski hatalarının ağırlığı
altında ezilir.
Bazen ne yaparsa yapsın geç
kalmış gibi hisseder.
Bazen dünya üstüne çöker.
Ve bazen insan kendiyle
kavgalıdır.
Ama Allah insanın umudunu
yitirmesini istemiyor.
Allah, en çorak tarlaya bile
yeniden yağmur indirir.
Yeter ki insan, çapasını eline
alacak kadar iradeye sahip olsun.
Kendinle barışmak,
“Ben yeniden başlayabilirim”
demektir.
Tarlanın çorak olması önemli değildir;
önemli olan, o tarlaya yeniden tohum ekme cesaretidir.
Bir insan karar verirse, bir
günde hayatının toprağını değiştirebilir.
Geçmiş hataları kazıyabilir.
Yeni tohumlar serpebilir.
Çünkü Allah, dönüşü kabul eden
kulun yolunu açar.
6. Tefekkürün Işığı; Neden
Varım, Ne İçin Yaşıyorum?
Tefekkür, insanın tarlayı görmesi
demektir.
Kendi içindeki çoraklığı fark
etmesi demektir.
Dünyadaki imtihanını hatırlaması
demektir.
Neden buradayız?
Ne için yaşıyoruz?
Bu ömür bize niçin verildi?
Hasat mevsimi gelince yüzümüzü
kara çıkaracak ne var?
Bizi kurtaracak ne var?
Biz ne ektik ne bekliyoruz?
Bu sorular sorulmadığı müddetçe hiçbir
dua ve hiçbir çaba doğru yerine oturmaz.
İnsan önce kendine dürüst
bakmalı.
Kendi iç tarlasını kontrol
etmeli.
Sonra işe koyulmalı.
7. Tohumu Ekmek; Hayatı
Dönüştüren Beş Adım
ü
Niyet tohumu:
Her şey niyetle başlar. Niyet
temizse Allah o niyete bereket verir.
ü
Gayret
tohumu:
Her gün küçük bir adım.
Az ama sürekli…
İnsan gayret ettikçe kapılar
açılır.
ü
Sabır tohumu:
Tohum toprağa düşünce hemen filiz
vermez.
Hayat da böyle…
Sonuç için sabır gerek.
Kalbi, dili, davranışı, niyeti
kirlerden arındırmak…
Bu olmadan hasat çürür.
ü
Şükür tohumu:
Her nimetin, her adımın, her
başarının kıymetini bilmek…
Bu beş tohumu eken insanın
tarlası bereketlenir.
8. Hasat Mevsimi; Ölümle
Barışmak ve Hazırlıklı Olmak
En büyük hasat mevsimi, hayat
defterinin kapandığı andır.
O güne hazırlıklı olanlar huzurla
gider.
Hazırlıksız olanlar korkuyla…
Ölümden korkmak, kesilmemiş
borçlarla dolu bir tarlaya bakmaktır.
Ölüme huzurla bakmak ise ambarın
dolu olduğunu bilmektir.
“Hayatla, ölümle, kendimizle
barışalım.”
Kalkalım; Tarlayı Şimdi Ekelim,
Hasadı Huzurla Bekleyelim
Hayat bize verilmiş bir tarla…
Dua, gökten inen yağmur…
Gayret, toprağı işleyen el…
İman ise kalbin tohumu…
Bu dördü bir araya geldiğinde
insanın tarlası yeşerir.
Gelmediğinde ise çoraklık
kaçınılmazdır.
Hasat günü geldiğinde alnımız ak
olsun.
Toprağımızda bereket bulunsun.
Rüzgâr estiğinde tarlamızın
kokusu Rahman’a ulaşsın.
Ve biz, borçlular kapıya
dayanmadan ambarımızı dolu bir kalple doldurmuş olalım.
Erol Kekeç/11.04.2021/Sancaktepe/İST