Bir toplum geleceğini nasıl kaybeder? Fabrikaları satarak değil yalnızca, tarlaları kurutarak da değil. Bir toplum geleceğini, çocuklarının zihnini daraltarak kaybeder. Bu çeyrek yüzyılın en kalıcı tahribatı, müfredatlarda, okul koridorlarında, üniversite amfilerinde gerçekleşmiştir. Çünkü eğitim, yalnızca bilgi aktaran bir mekanizma değil; bir toplumun kendine ne kadar güvendiğinin aynasıdır. Bu ayna bu dönemde bilinçli biçimde karartılmıştır.
Eğitim iyileştirilmemiştir; yeniden tanımlanmıştır. Ama bu tanım, düşünmeyi çoğaltan değil, itaati pekiştiren bir çerçeveye oturtulmuştur. Soru soran değil, doğru cevabı ezberleyen; sorgulayan değil, uyum sağlayan; merak eden değil, sınırlarını bilen bireyler hedeflenmiştir. Bu hedef, pedagojik değil; siyasal bir hedeftir.
Bilginin Yerine Gürültü
Bu dönemde eğitim sistemi, istikrarla değişmiş ama hiç gelişmemiştir. Sürekli yenilenen sınavlar, revize edilen müfredatlar, yeniden adlandırılan kurumlar; bir hareketlilik yanılsaması yaratmıştır. Oysa bu hareket, ilerlemeye değil; yerinde saymaya hizmet etmiştir. Öğrenci, öğretmen ve veli aynı anda yorgun, kaygılı ve güvensiz bırakılmıştır.
Bilgi derinleşmemiş, yüzeyselleşmiştir. Okuma yerini özetlere, düşünme yerini işaretlemeye, tartışma yerini tekrar etmeye bırakmıştır. Böyle bir sistemde yetişen genç, dünyayı anlamaya değil; sınavı geçmeye odaklanır. Sınavı geçen ise hayata hazırlanmış sayılır. Hayatla karşılaştığında yaşadığı hayal kırıklığı, bu yüzden derindir.
Üniversitelerin Sessizleştirilmesi
Üniversite, bir toplumun aklıdır. Bu dönemde bu akıl ya susturulmuş ya da işlevsizleştirilmiştir. Akademik özgürlük, idari düzenlemelerle daraltılmış; liyakat, sadakatle yer değiştirmiştir. Bilimsel üretim, teşvik listelerine; eleştirel düşünce, disiplin soruşturmalarına konu olmuştur.
Bu ortamda üniversite, bilgi üreten bir merkez olmaktan çıkmış; diploma dağıtan bir kuruma indirgenmiştir. Diplomanın ise piyasada karşılığı yoktur. Bu çelişki, gençlerde derin bir değersizlik hissi yaratır. “Okudum ama bir karşılığı yok” duygusu, yalnızca bireysel bir hayal kırıklığı değil; toplumsal bir travmadır.
Gençliğin Öğretilen Sessizliği
Bu sistem, gençlere açıkça şunu öğretmiştir:
“Konuşursan başın ağrır.
Sorgularsan dışlanırsın.
İtaat edersen yol alırsın.”
Bu açık bir cümleyle söylenmemiştir elbette; ama her uygulamada hissettirilmiştir. Gençler, fikirleriyle değil; uyumlarıyla değerlendirilmiştir. Böylece eleştiri bir beceri değil, risk olarak algılanmıştır.
Bu durum, gençliği apolitik yapmamıştır; aksine, umutsuz yapmıştır. Çünkü genç, dünyayı değiştiremeyeceğini düşündüğünde, dünyadan çekilir. Bu çekilme, sandığa gitmemekle değil; hayal kurmamayı öğrenmekle başlar.
Beyin Göçü-Sessiz Bir İtiraz
Bu dönemde gençlerin ülkeyi terk etmesi bir macera değil; zorunlu bir karar hâline gelmiştir. Gidenler yalnızca daha iyi maaş için değil; daha adil, daha öngörülebilir, daha saygılı bir yaşam için gitmiştir. Bu gidiş, bir kaçış değil; sisteme yöneltilmiş sessiz bir eleştiridir.
Ama bu eleştiri bile doğru okunmamıştır. Gidenler “nankör”, kalanlar “sabırlı” ilan edilmiştir. Oysa gerçek şudur: Gidenler umutlarını yanlarına almış, kalanlar umutlarını ertelemek zorunda kalmıştır.
Ailenin Yüklenen Yükü
Eğitim çöktüğünde, yük ailelerin omzuna biner. Bu dönemde aileler çocuklarını okutmak için borçlanmış, fedakârlık yapmış, beklentilerini kısmıştır. Ama bu fedakârlığın karşılığı alınamamıştır. Bu durum, aile içinde suçluluk ve hayal kırıklığı üretmiştir. Anne-babalar kendilerini yetersiz, çocuklar kendilerini borçlu hissetmiştir.
Bu psikoloji, kuşaklar arası bir sessiz gerilim yaratır. Gençler hayata borçlu başlar, aileler ise emeklerinin boşa gittiğini düşünür. Bu gerilim, toplumun ruh hâlini ağırlaştırır.
İroni- Eğitimin Başarı Hikâyesi
Bütün bu tabloya rağmen, eğitim sürekli bir “başarı” olarak anlatılmıştır. Açılan okul sayıları, dağıtılan tabletler, değiştirilen sistem isimleri; içeriğin boşluğunu örtmek için kullanılmıştır. Nicelik artmış, nitelik erimiştir.
İşte ironinin tam burada yoğunlaştığı görülür: Geleceğini kaybeden bir toplum, bunu istatistiklerle kutlamaya zorlanmıştır.
Dehlizin Dördüncü Kapısı
Bu dehlizin dördüncü kapısı eğitimdir. Bu kapıdan geçerken, toplum sorgulama yeteneğini bırakmıştır. Yerine, uyum sağlama refleksi almıştır. Ama uyum, ilerleme değildir. Uyum, çoğu zaman sadece hayatta kalma çabasıdır.
Bu bölümün sonunda şunu açıkça söylemek gerekir:
Eğitim çökerse, yalnızca okullar değil; umut kapanır.
Erol Kekeç/21.12.2025/Sancaktepe/İST
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder