30 Mart 2026 Pazartesi

Hasat Günü Gelmeden Kendini Ekenler


İnsan, kendisine verilmiş en büyük emanet olan hayatın tarlasında bulunur. Bu tarlanın sınırlarını bazen kader çizer, bazen irade genişletir, bazen de ihmal daraltır. Tarlanın sahibi Allah’tır, fakat onu ekip biçmek, tohumu toprağa vermek, yabani otu ayıklamak, yağmurdu borandı derken üzerine düşeni yapmak insana verilmiş bir imtihandır. İşte bu yüzden insan, sadece “dua eden” değil; “dua edip çalışan” bir varlıktır. Dua, çalışmanın bereketini açar; ama çalışma yoksa dua boşluğa savrulan bir ses olur.

Bir insan düşünün…

Günde beş vakit tarlasının başına gidiyor.

Toprağın kenarına oturuyor.

Ellerini semaya açıyor:

“Allah’ım, sen bu tarlada en güzel ürünleri yetiştir. Bana verimli bir hasat nasip et. Rızkımı bol eyle…”

Gönülden, içten, ağlayarak, yalvararak dua ediyor. Fakat…

O tarlaya bir tek tohum atmıyor.

Toprağı hiç çapalamıyor.

Bir kere bile elini taşa, çamura, ota sürmüyor.

Zahmete girmiyor, alın teri dökmüyor, gayret göstermiyor.

Üç ay geçiyor…

Hasat mevsimi geliyor…

O insan, tarlasına yeniden bakıyor ve gördüğü şey sadece koca bir çoraklık…

Bir felhan, bir boşluk, bir verimsizlik…

Rüzgârın savurduğu kuru otlar…

Üzerinden geçen soğuk bir sessizlik…

O an hayatın en büyük hakikati yüzüne çarpıyor:

“Allah, çalışmayana sonuç vermez.”

Yağmur yağıyor, fırtına kopuyor.

Ama onun ne evine dönecek mecali kalıyor ne de hayatını sürdürecek rızkı…

Çünkü dua etti ama gayret etmedi.

İstedi ama adım atmadı.

Diledi ama nefsine hâkim olmadı.

Sonuç bekledi ama sebep tohumunu hiç ekmedi.

İşte yaşamı boyunca pek çok insan, bu adamın dramını kendi hayatında yaşıyor.

Kimi bunu görmezden geliyor, kimi kader diyerek örtmeye çalışıyor, kimi şikâyet ederek ömrünü tüketiyor.

Oysa hakikat değişmiyor:

“Tohum atılmamış tarlada ürün yetişmez.”

Bu yalnızca tarla için değil; iman için de böyledir, ahlak için de evlat yetiştirmek için de evlilik için de iş için de devlet düzeni için de…

Bütün kâinatta Allah’ın koyduğu düzen “sebep-sonuç” ilişkisi üzerine kuruludur.

Dua, sebep-sonuç zincirini kuvvetlendirir.

Ama zinciri kurmayanın duası havada kalır.

Tarlanın başında oturan adam gibi; bazıları hayatta çok ister ama hiç yola çıkmaz.

Bazıları başarı diler ama bir adım atmaz.

Bazıları mazlumun yanında görünür ama zulmün karşısına asla dikilmez.

Bazıları ahiret ister ama dünya sevgisi kalbini işgal eder.

Bazıları “neden ben mutlu değilim?” der ama kendi hayatının kırık parçalarını birleştirmeyi akıl etmez.

Bazıları dua eder, sabah-akşam yakarır ama kalbindeki pası temizlemeye yanaşmaz.

Ve sonra hasat günü gelince o korku başlar:

“Ben hiçbir şey yapmadım… Şimdi ne olacak?”

İnsan hasat mevsimini tedirginlikle bekliyorsa bunun tek sebebi vardır:

Tohum ekmemiştir.

Hiçbir şey yapmayanın, bir şey bekleme hakkı da yoktur.

1. Hayatın Tarlası; İnsan Ne Ekerse Onu Biçer

Allah insanı boş yaratmadı.

Boş bıraktığımız her alanı kendi içindeki çürüme doldurur.

Nefs, boş alanı hemen istila eder.

Toprak gibi…

Sen ekmezsen yabani otlar eker.

İyi bir söz söylemezsen kötü söz doldurur.

İyi bir alışkanlık edinmezsen kötü alışkanlıklar seni sarar.

Güzel bir niyet taşımazsan nefis senin yerine niyet üretir.

Hakkı savunmazsan batıl sana kılık değiştirerek yanaşır.

Bugün dünyanın bu kadar karışık olmasının sebebi nedir sanıyorsunuz?

Mazlumların tarlası boş kaldı, zalimler gelip o boşluğu kendi toksinleriyle doldurdu.

Sessizlik, zulmün en büyük müttefikidir.

Tarlasını boş bırakan her insan, aslında zulme bir davetiye çıkarmış olur.

Çünkü boşluk ya imanla ya zulümle dolar. Üçüncüsü yoktur.

2. Gayretsiz Dua; Çağımızın En Büyük Yanılgısı

Birçok insanın düştüğü yanılgı şu:

“Ben dua ediyorum, gerisini Allah bilir.”

Evet, Allah bilir; ama Allah boş duaları değil, gayretle desteklenen duaları bereketlendirir.

Mümin, dua ederken bile ter döken insandır.

Çünkü bilir ki:

Tohum yoksa hasat olmaz.

Emek yoksa bereket olmaz.

Gayret yoksa başarı olmaz.

İman yoksa teslimiyet olmaz.

Teslimiyet yoksa huzur olmaz.

Bugün nice insan sürekli şikâyet ediyor:

— “Neden evliliğim yürümüyor?”

Çünkü sevgi tohumu ekmemiş.

— “Neden çocuklarım beni dinlemiyor?”

Çünkü örnek olma tohumu ekmemiş.

— “Neden işlerim bereketli değil?”

Çünkü dürüstlük, sabır, emek tohumu ekmemiş.

— “Neden huzur bulamıyorum?”

Çünkü kalbine Allah’ı koymamış, dünyayı doldurmuş.

— “Neden zalimler bu kadar güçlü?”

Çünkü Müminler birliğin, kardeşliğin tohumlarını ekmek yerine bölünmüşlüğün dikenlerini ekti.

Hasada şaşıran insan, aslında kendi ekmediklerine şaşırıyor.

3. Modern Çağın Tarlaları; Teknoloji, Lüks ve Tembellik

Bu çağda insanlar hiç olmadığı kadar rahat ama hiç olmadığı kadar mutsuz.

Çünkü konfor, insanın tarlasını boş bırakıyor.

Telefonlar, diziler, bitmeyen ekranlar…

İnsan zihnini çoraklaştırıyor.

Bir genç düşünün…

Saatlerce sosyal medyada geziniyor.

Ama hayatına dair tek bir adım atmıyor.

Sonra “Neden geleceğim yok?” diye soruyor.

Bir baba düşünün…

Sürekli şikâyet ediyor ama aile tarlasını hiç sulamıyor.

Sonra “Neden huzur yok?” diyor.

Bir toplum düşünün…

Zalimi görüyor, mazlumu biliyor ama hiçbir şey yapmıyor.

Sonra “Neden bu coğrafya ateş içinde?” diye soruyor.

Tohumsuz tarlanın kaderi budur.

4. Borç Kapıya Dayanmadan; Hasat Gününe Hazırlık

İnsan ancak hasat vaktinde gerçeği görür.

Borçlular kapıya dayandığında, artık kaçacak yer kalmaz.

O gün “Keşke önceden yapsaydım” diye yakarır ama iş işten geçmiştir.

İman da böyle…

İnsan ölümün yaklaştığını hissedince pişmanlık yaşar.

“Keşke daha çok iyilik yapsaydım…

Keşke kalbimi temiz tutsaydım…

Keşke ibadete sarılsaydım…

Keşke boş işlerle ömrümü tüketmeseydim…”

Ama o zaman tohum ekmek mümkün değildir artık.

O yüzden;

“Borçlular kapıya dayanmadan ambara mahsulü taşıyalım.”

Bugün yapmadığımız her iyilik, yarın yük olarak sırtımıza döner.

Bugün vazgeçtiğimiz her güzellik, yarın hasat mevsiminde acıya dönüşür.

 

Hayat bir tarladır; ölüm ise hasat mevsimi.

5. Kendimizle Barışmak; Hayatın Tohumlarını Yeniden Ekme Cesareti

İnsan bazen yorulur.

Bazen eski hatalarının ağırlığı altında ezilir.

Bazen ne yaparsa yapsın geç kalmış gibi hisseder.

Bazen dünya üstüne çöker.

Ve bazen insan kendiyle kavgalıdır.

Ama Allah insanın umudunu yitirmesini istemiyor.

Allah, en çorak tarlaya bile yeniden yağmur indirir.

Yeter ki insan, çapasını eline alacak kadar iradeye sahip olsun.

Kendinle barışmak,

“Ben yeniden başlayabilirim” demektir.

Tarlanın çorak olması önemli değildir; önemli olan, o tarlaya yeniden tohum ekme cesaretidir.

Bir insan karar verirse, bir günde hayatının toprağını değiştirebilir.

Geçmiş hataları kazıyabilir.

Yeni tohumlar serpebilir.

Çünkü Allah, dönüşü kabul eden kulun yolunu açar.

6. Tefekkürün Işığı; Neden Varım, Ne İçin Yaşıyorum?

Tefekkür, insanın tarlayı görmesi demektir.

Kendi içindeki çoraklığı fark etmesi demektir.

Dünyadaki imtihanını hatırlaması demektir.

Neden buradayız?

Ne için yaşıyoruz?

Bu ömür bize niçin verildi?

Hasat mevsimi gelince yüzümüzü kara çıkaracak ne var?

Bizi kurtaracak ne var?

Biz ne ektik ne bekliyoruz?

Bu sorular sorulmadığı müddetçe hiçbir dua ve hiçbir çaba doğru yerine oturmaz.

İnsan önce kendine dürüst bakmalı.

Kendi iç tarlasını kontrol etmeli.

Sonra işe koyulmalı.

7. Tohumu Ekmek; Hayatı Dönüştüren Beş Adım

ü  Niyet tohumu:

Her şey niyetle başlar. Niyet temizse Allah o niyete bereket verir.

ü   Gayret tohumu:

Her gün küçük bir adım.

Az ama sürekli…

İnsan gayret ettikçe kapılar açılır.

ü  Sabır tohumu:

Tohum toprağa düşünce hemen filiz vermez.

Hayat da böyle…

Sonuç için sabır gerek.

ü  Temizlik tohumu:

Kalbi, dili, davranışı, niyeti kirlerden arındırmak…

Bu olmadan hasat çürür.

ü  Şükür tohumu:

Her nimetin, her adımın, her başarının kıymetini bilmek…

Bu beş tohumu eken insanın tarlası bereketlenir.

8. Hasat Mevsimi; Ölümle Barışmak ve Hazırlıklı Olmak

En büyük hasat mevsimi, hayat defterinin kapandığı andır.

O güne hazırlıklı olanlar huzurla gider.

Hazırlıksız olanlar korkuyla…

Ölümden korkmak, kesilmemiş borçlarla dolu bir tarlaya bakmaktır.

Ölüme huzurla bakmak ise ambarın dolu olduğunu bilmektir.

“Hayatla, ölümle, kendimizle barışalım.”

Kalkalım; Tarlayı Şimdi Ekelim, Hasadı Huzurla Bekleyelim

Hayat bize verilmiş bir tarla…

Dua, gökten inen yağmur…

Gayret, toprağı işleyen el…

İman ise kalbin tohumu…

Bu dördü bir araya geldiğinde insanın tarlası yeşerir.

Gelmediğinde ise çoraklık kaçınılmazdır.

Hasat günü geldiğinde alnımız ak olsun.

Toprağımızda bereket bulunsun.

Rüzgâr estiğinde tarlamızın kokusu Rahman’a ulaşsın.

Ve biz, borçlular kapıya dayanmadan ambarımızı dolu bir kalple doldurmuş olalım.

Erol Kekeç/11.04.2021/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Eşikler Sessizdir

İnsan hayatını büyük olayların değiştirdiğini düşünür. Bir savaş, bir buluş, bir göç, bir seçim, bir başarı, bir kayıp... Oysa dikkatle bakı...